18 Eylül 2014 Perşembe

GO YOGINI !




          Merhaba,

          Söze öncelikle yoga yolculuğuma nasıl başladığımı anlatmakla başlamak istedim. Küçük bir çocukken jimnastik ve bale merakım vardı. O zamanlar tek kanallı, tüplü televizyonlar vardı ahh aah. İşte o zamanlar annemin bir yoga kitabı vardı ve bize hareketler göstererek yoga yaptırmaya çalışıyordu. O zamanlar "yoganın ne demek olduğunu" bilmeyen yaramaz ve süper hareketli ben, çabucak sıkılmıştım bu hareketlerden. Anlayamamıştım, "neden ellerimi sırtımın arkasında birleştirip öne katlanıyorum ki?" Ya da neden nefesimi izliyordum? Bir süre sonra annem de vazgeçmişti. Yıllar sonra bir gece aklımı çelecekti bu rafta duran kitap, kocaman puntolarıyla "HERKES İÇİN YOGA" yazısı. 

        Hakkımda bölümünde uzun uzadıya anlattım sanırım, bir şekilde "yapmak istediğimi zannettiğim" şeylerin peşinde koşarken hep kendimi sürpriz sonuçların içinde buldum. Benim kendime tasarladığımdan daha güzel oldu. Ancak insan her zaman kendi burnunun dikinde yaşamak istiyor ve bu da evrende ayağını yere vurarak ağlayan "istiyorum da istiyorum" diye tepinen bizleri kaçınılmaz bir mutsuzluğa sürüklüyor. Farkında olmadan fiziksel bir sürü rahatsızlık da üzerine tuz biber ekiyor. Böylece anneannemlerden miras kalan astımımla yaşamıma devam ediyordum. Kışları zar zor nefes alan, koştuğunda tıkanan, alerjiden sürekli hapşuran mendili elinden düşmeyen ben ilaçlardan da nasibimi almıştım. Kortizondan aniden kilo aldım, gittikçe içime kapandım. Dik durmayı da unuttum. Bunların sonucunda da hoşgeldin depresyon ve anksiyete atakları. Bu sırada çok sevdiğim arkadaşım Yiğit Zırtıloğlu (aslında tatlı mimar Dicle Hökenek sayesinde tanışmıştım Yiğit'le) süper bir yoga hocası oldu ve beni dersine davet etti. Zorlana zorlana dersi tamamladım. Fakat ders bittiğinde içim huzur bulmuştu. Ancak bir süre sonra yogaya yine devam edemedim. Raftan bana gülümseyen yoga kitabını aldım elime, bir kaç hareket yaptım. Sanki görülmeyen biri beni almış pamuk elleriyle yoğurmuş, masaj yapmış da süzülen rüzgara bırakmış gibiydi yere uzandığımda. Tek kanallı televizyondan internete hızlı bir geçiş yapan teknolojiyi kullanmaya başladım. Açtım, bir sürü video izledim. Astımlılar için yoga, sırt ağrıları için yoga, temel yoga vs. Batuhan Bozkurt (eşim) " madem bu kadar çok sevdin yogayı neden devam etmiyorsun? Hocalık eğitimini araştıralım" dediğinde önce duraksadım. Sonra telefona sarıldım ve yogaya başlamama tekrar vesile olan Yiğit Zırtıloğlu'nun desteği ve yönlendirmesiyle vakit kaybetmeden hocalık eğitimine başladım. 

        Zeynep Aksoy ile böyle tanıştım ve abartmıyorum hayatım değişti ve değişmeye devam ediyor. Bir kere yoga zaten sizi her gün değiştiriyor. Eviriyor çeviriyor. Hücrelerimiz gibi değişiyor. Beden değişiyor, zihin değişiyor, nefes... Sevgili Hocam Zeynep Aksoy'un söylediği bir şey vardı "içi kum dolu bardağı çalkalamak". Zamanla çalkalanan bu su duruluyor, yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor her şey. Meditasyon gerçekten alan açıyor size. Asanalar sadece hareket etmek değil, onlar da dönüşüyor, nefes ile birlikte akıp gitmeye başlıyorlar. Sonra sevgili hocam Banu Çadırcı ile  "terapi yoga" çalışma fırsatı buldum. Bedensel farklılıklarımıza göre nasıl çalışmamız gerektiğini öğrendim, öğreniyorum, öğreneceğim. Öğreneceğimiz şeyler yaşadığımız sürece bitmiyor. Öğrenmeye devam ediyorum. Dedim ya değişmeye devam ediyor her şey. Diliyorum ki bana iyi gelen herkese iyi gelsin, herkes yoga yapsın! Çünkü herkes yoga yapabilir!

       
         

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder